Macbeth'in Güncel Koordinatları- Emine Ayhan

Shakespeare’in yaratımına yüzyılların gerisinden bakmak, şimdi göğün aynasında bize milyarlarca yıl öteden ışığını sunan çoktan sönmüş yıldızlara bakmaya benziyor: Yıldızlar bize göre geçmişte, biz yıldızlara göre gelecekte, kendimizce şimdideyiz bu bakışma ânında. Düz çizgi ilerleyen zamanın bağrında karadelik açan bir bakışma bu. Shakespeare’in dünyaya ayna tuttuğundan bahsedilir genelde. Burada yekpare bir ayna söz konusuysa şayet, onun zamanı ve zamanın kalıbına dökülmüş sonlu formları dönüştüren, birbirine akıtan mayi bir ayna olduğunu söylemeden geçmemeli. Yok, bir aynalar çokluğundan bahsediyorsak da, bunun yalnız zamanın sivrilmiş üç boyutunu değil, bakan ile bakılanın suretlerini eritip katıştıran, Jan Kott’un deyişiyle, “aynı anda içbükey ve dışbükey bir aynalar sistemi” olduğunu eklemeli. Bir aynalar ve dönüşümler oyunu, başına buyruk bir zaman makinesi, bir parça karanlık madde, bir portal, poiesia.

Bakış odağına aldığı şeyi yaklaştırdığı kadar uzaklaştırıyor da; yakınlığı uzaklıktan, uzaklığı yakınlıktan çıkarsıyor, böyle biliyor. Belki odak diye bir şey de yok aslında. Sadece yakınlıkla uzaklık arasındaki boşlukta bir hareket, bir yer değiştirme belki de bakış ve o boşluğu fırsat bilerek marifetini konuşturuyor şair. Bu doğurgan boşluk, bu gri alan, karanlık madde, aynalar ve dönüşümler süreyi (continuum), portal, adına ne dersek, Shakespeare gibi bir şair için tiyatro sahnesi ve onun dolaysız şimdi-burada’sıydı. Coğrafi, zamansal her mesafeyi kat edebilen büyülü/büyü bozan bir makineydi bu sahne ve zamanın düz olduğunu vehmettiğimiz çizgileri bu prizmatik yüzeye çarparak kırılıyor, sapıyor, yaşanan şimdi zamanın tüm koordinatlarıyla bağlantıya geçiyordu. Şunu biliyoruz ki, dönem seyircisinin gözünde sahne kendi dünyasından yalıtık bir öteki dünya değildi. Seyircinin bira içip çerez yiyerek, oyunculara sataşarak, sahnede akan hikâyeye yüksek sesli yorumlarda bulunarak akışa aktif biçimde katıldığı bir halk tiyatrosu, popüler bir tiyatro sahnesiydi bu.

Shakespeare’in tiyatro kariyerine başladığı XVI. yüzyıl sonunda 200.000 dolayında olan Londra nüfusunun ortalama 15.000’i her hafta bütün bir gününü tiyatroda geçiriyordu. Sıradan bir Elizabeth ve Stuart dönemi seyircisi için tiyatro, bir yemek parasına ayakta oyun seyredebildiği gündelik bir ortak mekândı. Bu seyirci, bizimki gibi hareketli görsel imgelere alışık bir optiğe sahip olmadığından, büyük sahneleme hünerlerini, gerçekçi dekor, kostüm ve sahne efektlerini de gereksinmiyordu. Yani, dönem seyircisi açısından “inançsızlığın askıya alınması” yoluyla sağlanacak bir dramatik yahut mekânsal illüzyona ihtiyaç yoktu. Her şeyden önce kolektif bir eğlence duygusuyla oynanan bu popüler oyunlar, etkileri yarattıkları duyusal illüzyondan çok, seyircinin hayal gücüne, katılımına bağlı olan son derece basit sahneleme teknikleriyle çalışan seyirliklerdi. Ayrıntılı dramatik illüzyon araçlarının yokluğunda, oyuncunun bir sözüyle vahşi bir ormana, ıssız bir adaya, fırtınalı bir denize, antik Roma’ya, tarihöncesi Britanya’ya, hayali bir Bohemya’ya, kadim İlirya’ya, Efes’e, işte nereye istenirse oraya dönüşebilen Shakespeare sahnesi Peter Brook’un deyişiyle, “şimdiye dek icat edilmiş her türden film tekniğinin ötesine geçen” bir “akışkanlığa” sahipti. Kısaca, sahne seyirci ve kumpanya üyelerinden oluşan tiyatro cemaati için, gittikleri her yeri oyun alanına, her zamanı oyunun şimdisine çevirebilen çocuklar için olduğu gibi yaratıcı bir boşluktu. Shakespeare oyunlarını salt edebiyat olarak okuduğumuzda dahi bir çocuğun eldeki malzemeyle oynama rahatlığını ve zevkini görmemek elde değildir.

Shakespeare ve çağdaşlarının hikâyelerini uzak geçmişten ve diyarlardan seçmesinin tek nedeni, tiyatro cemaatinin saf hayalgücü değildi elbette. Yasanın hayalgücü, yasakların zekâ üzerindeki geliştirici etkisi vakıa. Hele ki Londra gibi halk isyanlarıyla kaynayan bir kentte bugün televizyonla kıyaslanabilecek etkide bir kitle iletişim aracı olan tiyatrodan bahsediyorsak.

İNGİLTERE’DE TİYATRO YASAKLARI

Kraliçe Elizabeth tahta çıktığı 1533 yılından itibaren tiyatro kurumunu denetim altında tutmak için sayısız yasa çıkarmıştır. Bunlardan biri, tiyatro oyunlarında günün olaylarıyla bağlantılı olabilecek dini, politik konu ve şahsiyetlerin ele alınmasını yasaklayan 1559 tarihli yasadır. 1574’te çıkarılan başka bir yasayla da, oyun metinlerinin (bir nevi RTÜK başkanı olan) saray şenlikçibaşısının denetiminden geçmesi zorunlu hale getirilmiş̧, şenlikçibaşına oyunları külliyen yasaklama yahut gerekli gördüğü şekilde sansürleme yetkisi verilmiştir. Tiyatro üzerinde işleyen bu sıkı sansür mekanizması yazarları yaratıcı kaytarma yollarına yöneltmişti. Shakespeare İngiltere tarihinin en yakın dönemlerini anlattığı (XIV. yüzyılda geçen) II. ve III. Richard oyunlarında bile kendi çağıyla arasına en az bir yüzyıl mesafe bırakmaya özen göstermiştir. Bu yasal baskı altında sahnenin dolaysız şimdisinin sunduğu zaman portalı etkisi, Shakespeare için kendi çağının duyuları uyuşturan ve her şeyi monotonlaştıran hayhuyuna “stratejik bir mesafe” almayı olanaklı kılıyordu.

Fakat şunu görmek önemli: Şairin kendi çağı ile geçmiş arasına koyduğu, sahnenin şimdi-burada’sını çizgisel zamanı hükümsüz kılan yaratıcı bir boşluğa çeviren bu mesafe, kendi çağından safi bir uzaklık ya da nihai bir kaçış anlamına gelmez. Aksine, bu mesafe kendi çağına, uygun prizma açılarından yaklaşmanın, onunla hesaplaşmanın elzem koşuludur onun için. Kitlesel veya popüler bir üretimin güncel bir referans ağından bağımsız var olamayacağını zaten söylemeye gerek yok. Geçmişin şimdiye, Benjamin’deki anlamıyla şimdi-zamanına (Jetztzeit) çağrıldığı bu yamuk açı karşılaşmaların en somut örneğini Shakespeare oyunlarındaki anakronizmlerde, yani kronolojik tutarsızlık veya sapmalarda görürüz. Bu öyle bir şimdi’dir ki Antik Yunan’da esnafın teki Meryem Ana’ya yakarabilir (Yazdönümü, 3.1.12), İ.Ö. VIII. yüzyıl Britanya’sında bir soytarı kendisini, İ.S. VI. yüzyıla tarihlenen Arthur efsanelerinin ünlü kâhini Merlin’le kıyaslayabilir (Lear, 3.2.95) veya oyunun hikâye zamanında henüz kullanıma girmemiş para ve ölçü birimlerine, silahlara ve başka nesnelere serbestçe atıfta bulunulabilir. Formel kusursuzluk ve tamlık arayan modern bakışa maddi hatadan ibaret görünebilecek bu anakronizmlerin çoğunun bilgi eksikliğinden kaynaklanma ihtimali yok, hem bu yer-siz atıfların dönem seyircisini ne kadar eğlendirdiğini hayal etmek güç değil.

Shakespeare metinlerinde karşımıza çıkan anakronizm örnekleri bize şairin zamansallık algısı hakkında da, çağdaşlık veya güncellik dediğimiz şeyin mahiyeti hakkında da çok şey söyler. Örneğin, Macbeth’in oyun zamanı XI. yüzyıl İskoçya’sıdır ama oyunun “şimdi zamanı” (jetzzeit) XI. yüzyıl İskoçya’sı ile XVII. yüzyıl başı Britanya’sı arasında bir yok-yer olan sahnedir. Hikâyesi X. yüzyıla uzanan Prens Hamlet’in Danimarka’sında “çürümüş bir şeyler” varsa, seyirci bunu dönemin çürümüş Britanya’sıyla o hayali geçmiş Danimarka’sı arasında açılan ve sahnenin ta kendisi olan o zaman portalının içinden görecektir. Sahnenin yaratıcı boşluğu derken de işte bu kısmen (yasa bakımından) zorunlu, kısmen ihtiyari anakronizmi, tarihle bu kronoloji-dışı ilişkilenme tarzının varlık zeminini kastediyoruz.

O halde, Shakespeare’i hem kendi çağı hem bizim çağımız için güncel kılanın, güncelliğin ötesinde bir tarih/sahne perspektifi sunması olduğunu söyleyebiliriz. Peki bugün Shakespeare’in bizim çağdaşımız olduğunu söylerken neyi kastediyoruz? Bizi onunla çağdaş kılan şimdi-zamanını oyunların kendi güncelliğinden hareketle nasıl deneyimliyoruz? İlle bir sahneye değil, mürekkep lekeli bir sayfaya bakarken de önümüzde açılan bu zaman portalı bizi nasıl bir ortak şimdi-zamanına çağırıyor? Bizi kolektif armağanların zamanlar, mekânlar arasındaki sonsuz yolculuğuna şahit kılan bu portal nerelerden nerelere uzanıyor? Kapanmayan bir portaldan bahsederken, kapitalizmin ilk aşamasındaki Shakespeare İngiltere’sinden başlayıp neoliberal bugünümüze uzanan kapanmamış bir davayı da kastediyoruz. Bugün dünya çapında örgütlenmiş neoliberal akıl “tarihin sonu”yla birlikte dünyanın sonunu da ilan ededursun, Shakespeare çağına damgasını vuran bir dizi toplumsal gelişmenin halen hayatımızda yankı bulmayı sürdürmesini kastediyoruz: Çitlemelerle gelen toprak özelleştirmeleri, toprak savaşları ve sömürgecilik vasıtasıyla sağlanan ilksel servet birikiminin yol açtığı kitlesel kıtlıklar; aç kalan halk yığınlarıyla birlikte kurumsallaşmaya başlayan zorla çalıştırma veya proleterleştirme düzeni; süreğen halk isyanları; Protestan reformuyla tanrı yasasından seküler yasaya geçiş; siyasal iktidarın merkezileşme ihtiyacının yarattığı yeni bir teolojik siyasal egemenlik formülasyonunun ortaya çıkışı; iktidarın isyan korkusunun yansıması olan bir tür terör söylemiyle gerçekleştirilen ve patriyarkal bir sömürü düzeninin ve bilim söyleminin yerleşikleşmesine hizmet eden cadı avları ve bunlarla bağlantılı başka sayısız toplumsal dönüşüm. Oradan buraya dümdüz bir çizgi çekmek yanlış olur, fakat Shakespeare oyunlarında bütün bu dönüşümlerin izini sürmüştü. Bu nedenle, Shakespeare oyunlarının ilk yazılış ve gösterim koşullarına, yani tarihsel geri planına bakmak, onların çağın güncel olaylarıyla ve bugünümüzle nasıl yakın ilişki içinde olduğunu görmemize olanak sağladığı gibi, tarihsiz, yani saf metinsel okumalardaki aşırı yorumu da gereksiz kılar. Şimdi Macbeth oyununun analizine girmeden güncel koordinatlarına gidebiliriz

MACBETH KRALIN HUZURUNDA

Macbeth Shakespeare’in en güncel, aynı zamanda en kısa ve sıkı dokunmuş oyunlarından biri. Oyunun ilk kez 1606’da Whitehall Sarayı’nda Kral I. James’in huzurunda sahnelendiği tahmin ediliyor. İskoçya Kraliçesi olan annesi Mary Stuart’ın 1567’de ülkeyi terk etmesinden sonra henüz bebekken VI. James unvanıyla İskoçya tahtına çıkan James, Kraliçe I. Elizabeth’in 1603’teki ölümüyle bu defa I. James unvanını alarak İngiltere-İrlanda birleşik tahtına çıkmış; İngiliz kraliyetinin böylece İskoç Stuart hanedanına geçmesiyle iki ayrı krallık olan İngiltere ve İskoçya tacı James şahsında birleşmiştir. Tiyatroya merakıyla tanınan I. James tahta çıkışının ikinci ayında Shakespeare’in de hissedarı olduğu Saray Nazırının Adamları kumpanyasını himayesine alınca kumpanya Kralın Adamları adını almıştır. Oyunun konusunun İskoçya tarihinden seçilmesi genellikle kumpanyanın kendilerine hatırı sayılır bir kazanç kapısı sağlayan krala bir mukabele jesti olarak yorumlanmıştır. Macbeth gerçekten de bütün izlek ve motifleriyle I. James’e hitap eden bir oyundur: İskoçya ve İngiltere krallıklarının birleşmesi, kral katli, iç savaş, komplo, ihanet, cadılık, büyü, vs. Bu şekliyle oyunun I. James’in ilgisini çektiğine şüphe yok. Öte yandan, tüm bu izleklerin, paranoyaklığıyla nam salmış kralın en büyük korkularına da dokunduğu düşünülürse, Shakespeare ve kumpanyasının nasıl büyük bir risk aldığı da anlaşılır. Kralın huzurundaki bu performansı salt dalkavukça bir jest olmaktan çıkaran bu risk, oyunun özellikle cadıların retoriğinde öne çıkan çiftanlamlılığı (equivocation) bizatihi icra edişinde kendini gösterir. Zira oyun bir anlam katmanında kralın teolojik-politik iktidarının sarsılmazlığına güvenini perçinler görünürken, başka bir anlam katmanında kral(lar)ın tanrısal kadirimutlaklık iddiasındaki iktidarının derinlikli bir analizini barındırır. Bir tür teatral cadılık olarak niteleyebileceğimiz bu çiftanlamlılık oyununu değerlendirebilmek için Macbeth’in güncel bağlamına gitmek gerek.
KRAL JAMES’İN MEŞRUİYET KAYGISI
Macbeth’in James’in en hoşuna gidecek yanı, kuşkusuz, ona soyundan ileri gelen meşruiyet sorununu giderecek onurlu bir ata figürü (Banquo) bahşediyor olmasıdır. Zira James İngiltere’nin başına geçmiş bir İskoç kralı olarak özellikle tahta çıkışının ilk dönemlerinde bazı meşruiyet sorunları yaşamıştır. Bir kere, James’in meşruiyetini İskoçya’nın kendisinden önceki hükümdarı, annesi Mary Stuart’a (Mary of Scots adıyla da bilinen kraliçe 1542-67 yılları arasında İskoçya’da hüküm sürmüştür) dayandırma ihtimali yoktur. Çünkü Protestan düşmanı koyu Katolik İngiltere kraliçesi I. Mary Tudor’ın 1558’deki ölümünden sonra, tahtın meşru vârisi Elizabeth’i Protestanlığından ötürü istemeyen Roma Kilisesi ve İngiliz Katolikleri tahtın asıl vârisinin James’in annesi olan İskoçya kraliçesi Mary Stuart olduğunu iddia etmiş ve Elizabeth’in tahta çıkışının ardından Mary’i bu yönde desteklemiştir. Mary’nin adı Elizabeth’e düzenlenen birden fazla komployla anılınca, Elizabeth kuzini Mary’i on sekiz yılı aşkın süre sürgünde hapis hayatına mahkûm ettikten sonra parlamentodan gelen baskılar üstüne 1587’de vatana ihanet suçundan başını vurdurmak zorunda kalmıştır. Mary Stuart’ın idamı parlamento azalarının “Öldürün cadıyı!” nidaları eşliğinde gerçekleşmiştir. James’in gene İngiltere Kraliçesi Elizabeth’e yönelik türlü komploya adı karıştıktan sonra 1567’de, yani James henüz sekiz aylıkken (kimilerine göre Elizabeth’in adamları tarafından, kimilerine göreyse bizzat karısı Mary Stuart tarafından) öldürülen babası Darnley Lordu Henry Stuart da veraset anlamında meşru bir referans sayılmaz. Zaten Henry Stuart’ın ölümünden sonra Mary Stuart kendisine yöneltilen komplo suçlamalarından ötürü İskoçya tahtını bebek olan oğluna bırakarak ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Komploya kurban giden vatan (İngiltere) haini bir baba ile kraliçeye suikasta yeltenen bir cadı muamelesi gören vatan haini bir anne: Haliyle James İngiliz tahtının meşru sahibi olduğunu ispatlamak için soyunu, dedesi V. James gibi, eski İskoç tarihinden hayali bir figür olan Banquo’ya dayandırmayı tercih etmiştir. Bilindiği gibi, Shakespeare’in Macbeth oyununu yazarken yararlandığı tarihsel kaynaklardan biri Raphael Holinshed’in 1577-87 yılları arasında yazdığı ünlü vakayinamesidir. Holinshed, XI. yüzyıla ait bir İskoç kaydı olan Macbeth hikâyesini anlatırken İskoç beyi Banquo’yu Duncan cinayetinde Macbeth’in suç ortağı olarak betimler. Shakespeare ise, ödünç aldığı bu kaydı sahneye aktarırken Banquo’yu krala ve ülkesine sadık, erdem timsali bir soylu olarak karşımıza çıkarır. Oyunda cadıların “Kral olmayacaksın ama babalık edeceksin krallara” (I-iii, 72) kehanetiyle selamladığı Banquo’nun bu soylu tasviri, James’in hain olmak şöyle dursun, yiğit bir soydan geldiğinin ve bu soyun yiğit hükümdarlarla devam edeceğinin altını çizerek kralın gönlüne su serpmiş, iktidarının sürekliliğine güvenini pekiştirmiş olmalıdır.
BARUT KOMPLOSU (5 KASIM 1605)
James’in kral olarak soyunun güvencede olduğuna ve olacağına dair her tür sembolik ikrara muhtaç olmasının daha acil bir nedeni ise, İngiltere tahtına çıkmasının henüz ikinci yılında karşılaştığı ünlü Barut, diğer adıyla Cizvit Komplosu’nun (5 Kasım 1605) ülkede yarattığı genel istikrarsızlık ve terör atmosferidir. James’in Katoliklere yönelik baskıcı kısıtlamaları gevşetmeyi reddetmesi üzerine Guy Fawkes ve Robert Catesby önderliğindeki bir grup Katolik, parlamento binasının mahzenine Lordlar Kamarası’nı havaya uçurmaya yetecek kadar barut döşemiş, fakat komplo James’in uzgörüsü sayesinde son anda engellenmiştir: Eylemciler tarafından gönderilen mesajı okuması üzerine, James adamlarını mahzene göndererek felaketi önlemiştir. “Parlamentonun korkunç şekilde havaya uçacağını ve oradakilerin kendilerine zarar verenin kim olduğunu göremeyeceğini” söyleyen “karanlık” mesajın şifresini “ilahi bir ruhla” ve “sıradanın üstünde ve ötesinde olan olağanüstü yorum gücüyle” çözen James’in bir kral olarak mistik güçlerine bol bol atıfta bulunulmuştur olaydan sonra. Gene de, komplonun akla getirdiği iç savaş tehdidi siyasal düzende sarsıntıya yol açmıştır. Olaydan sonra İngiltere’de Protestan-Katolik gerilimi daha da tırmanmış, bir terör tehdidi olarak görülen Katolik örgütlenmesinin önünü almak için Anglikan Kilisesi ibadetlerine katılımı zorunlu kılan yeni yasalar çıkarılmıştır. Dolayısıyla, “Barut oyunu” olarak da anılan Macbeth krala yapılan her tür kanlı girişimin düzenin daha güçlü bir şekilde yeniden tesisiyle sonuçlanacağı mesajını vermesi bakımından da, Greenblatt’ın deyişiyle, sembolik düzeyde bir “kolektif iç rahatlatma ritüeli” işlevi görmüştür.
\r\n\r\n\"Barut\r\n

Barut Komplosu Tertipçileri (yak. 1605), (Büyük) Crispijn de Passe.

Komplonun lideri olarak bilinen Guy Fawkes’un işkencede işbirlikçilerin adlarını vermesiyle bütün tertipçiler yargılanarak öldürülmüştür. Fakat komplonun tertipçilerinden olduğu iddia edilen kişiler arasında bir isim Macbeth oyunundaki çiftanlamlılık veya kaçamaklı söz (equivocation) izleği açısından bilhassa önemlidir: İngiltere’deki gizli Cizvit örgütlenmesinin başı olan ve Çiftçi lakabıyla bilinen Peder Henry Garnet. Komplonun açığa çıkmasından hemen sonra tutuklanan Garnet mahkemede masum olduğunu iddia etmişse de, savcılar A Treatise of Equivocation (1598) adlı kitabın yazarı olduğuna hükmettikleri din adamını ölüme mahkum etmiştir. Kitapta, inancından ötürü kraliyet tarafından vatana ihanetle yargılanan Cizvitlerin, sorguda ettikleri kutsal yemine rağmen kaçamaklı, belirsiz, iki anlama gelecek yalan ifadeler (equivocation) vermelerinin Tanrı’nın huzurunda günah sayılmayacağı söylenmektedir. Kitap, Roma Katolik Kilisesi’nin dini iktidarını, tanrıyı kendi bedeninde, ilahi takdiri ise yasasında cisimleştirdiği iddia edilen Protestan kralın seküler iktidarının üstünde tuttuğu, yani hükümdarın meşruiyetini tanımadığı gerekçesiyle Elizabeth döneminden itibaren İngiltere’de yasaklı yayınlar arasına alınmıştır. Dolayısıyla, dönem İngiltere’sinde kaçamaklı, çiftanlamlı söz anlamına gelen equivocation (equal-voicing) sözcüğü bu politik içerimiyle bolca kullanılan teknik bir terimdi ve Macbeth’te olduğu gibi, dönemin iktidar yanlısı politik söyleminde de vatan haini cadıların, heretiklerin, gizli Katoliklerin hizmetinde oldukları şeytanın retoriğinin ayrılmaz parçası olarak değerlendiriliyordu. Oyunda Banquo cadıların kehanetinden etkilenen Macbeth’i şu sözlerle uyarır:

\r\n\r\n

[Cadıların] tüm dediklerine inanırsanız böyle sorgusuzca,
\r\nCawdor beyliğiyle yetinmez, yanıp tutuşmaya başlarsınız taç sevdasıyla.
\r\nBu olanlarda bir bit yeniği var ama:
\r\nKaranlığın elçileri aklımızı çelip bizi hüsrana uğratmak için
\r\nÇok kez doğruyu söylerler bize;
\r\nBir iki doğru sözle güvenimizi kazandıktan sonra da
\r\nBizi oyuna getirip büyük belalar açarlar başımıza. (1.3.123-8)

\r\n\r\n\r\n

Bu replik, I. James’in Daemonologie (Şeytanbilim-1597) adlı eserinin 8. bölümüne göndermedir. James’in terör söyleminin başlıca olağanüstü aktörü olan o “ihtiyar ve kurnaz Yılan [Şeytan] çiftanlamlı sözler gibi türlü aldatmacaya başvurarak insanın güvenini kazanıp ardından onu yıkıma sürüklemektedir.” Teolojik-politik egemenliğini sürekli bir komplo, iç savaş ve terör tehdidine dayandırarak pekiştiren James, iktidarına yönelik her tür tehdidi bu şekilde şeytanlaştırmış, cadılık söylemini ve cadı avlarını da bu yönde işlevselleştirmiştir.

\r\n\r\n\"Macbeth\r\n
\r\n

Macbeth ile Banquo üç cadıyla karşılaşıyor. Kaynak: Holinshed Vakayinamesi (1577)

\r\n\r\n
\r\n

CADILIK

\r\n
\r\n\r\n

İngiltere’de ilk cadılık yasası 1532’de çıkarılmışsa da, I. James dönemine kadar hiç cadı davasına rastlanmaz. Ülkede “cadı avlarının en yoğun yaşandığı dönem, feodal ilişkilerin çözülmeye başladığı, merkantil kapitalizmin yükselişe geçtiği, (kentlere) göçlerin ve gündelik işçiliğin arttığı 1580-1630 arası dönemdir.” Bu aynı zamanda, İngiliz Kilisesi’nin Roma Kilisesi’nden ayrılmasıyla başlayan Protestan reformlarının ivme kazandığı dönemdir. Kraliyetin halkın ortak kullanımına açık kilise arazilerini istimlak etmesini beraberinde getiren bu kopuş, İngiltere hükümdarının teolojik-politik iktidarı kiliseden alarak egemen sıfatıyla kendi bünyesinde toplamasını gerektirmiştir. İngiltere’de halkın geçimini sağladığı kilise topraklarının ve diğer ortak alanların lord ve zengin çiftçilere devri de yine Reformasyon’la atbaşı gitmiştir. Erken kapitalist dönem Avrupa’sının genelinde olduğu gibi İngiltere’de de “çitleme” adıyla bilinen bu toprak özelleştirilmeleri XV. yüzyıl sonlarında kolonyal genişlemeyle başlayıp XVIII. yüzyıla kadar devam etmiştir. Bu süreç, ücretli işçi olarak kentlere göçen köylülerin proleterleşmesine, geri kalanların ise başıboş dilencilere, serserilere dönüşmesine yol açmıştır. Geçimlik ortak alanlardan mahrum bırakılan yoksul ve topraksız köylüler “Büyük Yağma” olarak adlandırılan bu çitlemelere iki yüzyıl boyunca sürekli isyan etmiştir. I. James’in hükümdarlığı döneminde (1603-1625) zirvesine ulaşan cadılık söylemi ve cadı davaları tam da bu isyan dalgasını bastırmak için formülleştirilmiştir.

\r\n\r\n

James’in İskoç tahtındayken de (1567-1603) cadılık ve büyü faaliyetlerinin işin içine girdiği birtakım başka komplolarla karşı karşıya kaldığı bilinmektedir. Sözgelimi James’in müstakbel eşi Anne 1589’da Danimarka’dan İskoçya’ya gelin gelecekken, çıkan korkunç bir fırtına sonucu filosundaki gemilerden biri kaybolmuştur. James’in müstakbel kraliçesini almak için bizzat Danimarka’ya gittiği 1590’da ise, Kopenhag’da görülen bir cadılık davasında, tutuklu üç kadın işkence esnasında Anne’in gemisini batırarak Şeytana hizmet ettiklerini itiraf etmiş, bunun ardından beş kadın daha cadılık itirafında bulunmuştur. James’in cadılara olan takıntılı merakında kendisini yakinen ilgilendiren bu davanın payı olduğu su götürmezdir. James kraliçesiyle birlikte Danimarka’dan İskoçya’ya dönerken de yine büyük bir fırtına çıkmış ve gemidekiler canlarını zor kurtarmıştır. İskoçya’da işkence altında ilk cadılık itirafı olayı 1590’da yaşanmıştır. Olayın ardından tutuklanan kadınlardan bazıları James’in atlattığı gemi kazasının Danimarka’daki cadılarla işbirliği içinde yürüttükleri bir cadı komplosu olduğunu itiraf edince, James tutuklanan kadınlardan birini (ebe Agnes Sampson) bizzat kendi sarayında sorguya çekmiştir. Agnes’in itirafına birebir şahit olan James’in böylece kendisine karşı enternasyonal bir cadı komplosu hazırlandığından hiç şüphesi kalmamıştır. Agnes Sampson 1591’de Edinburgh’de başka kadın ve adamlarla birlikte cadı diye yakılarak öldürülür. İskoçya’daki bu ilk cadı katlini kadınlı erkekli yüzlerce kişinin yakılarak öldürüldüğü başka olaylar izler. Cadı avlarının İskoçya’ya yayılması böyle gerçekleşir. Bu arada, James müdahil olduğu cadı davalarıyla ilgili kısa bir risale kaleme almayı ihmal etmemiştir. O dönem cadıların rüzgârları yönetebildiği ve bu güçlerini para karşılığında başkalarına satabildiği inancında James’in kendi deneyimlerinden hareketle yazdığı bu risalenin payı vardır. Macbeth’te 1.3’ün başında cadılardan birinin, karısıyla bozuştuğu bir gemi kaptanına denizde fırtına çıkararak zulmetme planına ilişkin konuşması da James’in risalesine atıftır.

\r\n\r\n

James gene İskoç tahtındayken av için misafir gittiği Gowrie Kontu’nun çatısı altında kont ve kardeşi tarafından öldürülmeye çalışılmış, kralın adamları tarafından öldürülen müteşebbislerden birinin cebinden büyülü sözler içeren bir tür muska çıktığı söylenmiştir. James 1600’de yaşanan bu ikinci olayın ardından Gowrie topraklarına kraliyet adına el koymayı ihmal etmemiştir. Kısacası, James şahsına düzenlenen türlü komplodan “Tanrı’nın mucizesiyle” (yani bugün bizim için tanıdık bir egemen ifadeyle “Allah’ın lütfuyla”) ve dahi Tanrı’dan aldığı olağanüstü yetenekleriyle her defasında daha güçlü çıkmasını bilmiş, ülkesini yönetmeye ehil olduğunu böylece kanıtlamış bir kraldır.

\r\n\r\n\"I.James’in\r\n
\r\n

I.James’in Daemonologie kitabının İngiltere’deki ilk baskısının kapağı

\r\n\r\n

Cadılığın bilimsel, politik, dini yorumlanışı konusunda net politikası olan bir yasa koyucu olan James’in konu üzerine bizzat yazdığı, cadı avlarının resmi ve bilimsel tasdiki niteliğindeki ünlü eseri Daemonologie (Demonoloji/Şeytanbilim) ilk kez 1597’de İskoçya’da yayımlanır. İngiltere’deki ilk baskısı James’in İngiltere tahtına çıktığı 1603’te “İmanın Savunucusu, İngiltere, İskoçya, Fransa ve İrlanda Kralı, Ulu ve Kudretli Hükümdar James tarafından Tanrı’nın Lütfuyla Yazılmış Üç Kitaplık Diyalog” altbaşlığıyla yapılan eser ülkede kısa sürede birkaç baskıya ulaşır. James İngiliz tahtına çıktığı sırada, selefleri VIII. Henry ve Elizabeth döneminde çıkarılmış cadılık yasalarına rağmen, İngiltere’de henüz fiilen bir cadı davası yaşanmamıştı, hatta ülkede cadılık halen şüpheyle karşılanıyordu. Gelgelelim James’e göre, cadılara inanmamak da gene suç sayılması gereken bir tür tanrıtanımazlık, heretiklikti. Nitekim James, parlamento üyesi Reginald Scot’un, Heinrich Kramer’in cadı avcılarının klasik elkitabı olan Malleus Maleficarum’una (Cadıların Çekici-1487) cevaben yazdığı The Discoverie of Witchcraft (Cadılığın Keşfi-1584) adlı eserini de, cadılığa şüpheci ve “heretik” yaklaşımından ötürü yasaklatmış ve ülkedeki tüm kopyaları toplatarak yaktırmıştır. Scot bu eserinde cadılık ve büyü inancının akıl gibi dine de aykırı olduğunu, bu tür mistik yaklaşımların reddedilmesi gerektiğini savunurken, asıl yargılanması gerekenin kelime oyunlarıyla gerçeği saptıran, olanı yok, olmayanı varmış gibi gösteren şair tayfası olduğunu öne sürer. Scot’un görünüşte kralın iktidarını destekleyen, daha sekülarist denebilecek bu statükocu yaklaşımının James’in tepkisini çekmiş olması, teolojik ve metafizik meselelerin politik ele alınışı ve manipülasyonunda gözden kaçırılmaması gereken maddi boyuta dikkat çekmesi açısından manidardır. Scot’un bu sekülarist yaklaşımı da James’in kendine yönelik muhalefeti bertaraf etmesine pekâlâ gerekçe oluşturabilirdi; fakat anlaşılan o ki, James cadılara ısrarla inanmayı tercih ediyordu. James’e göre, Şeytan ile hizmetindeki cadılar ve kötü ruhlar, doğrudan büyü yapma veya mucize yaratma yetisine sahip olmasa bile, insanları çiftanlamlı, muğlak kehanetler vasıtasıyla kızıştırıp doğru yoldan saptırabiliyordu. Şeytanın ve hizmetindekilerin nihai amacı ise, siyasal düzene ve Tanrı’nın dünyadaki eli olan krala zarar vermekti. James’in sayısız cadı sorgusuna katılmış ve konu üzerine kafa patlatmış vukuflu bir yasa koyucu olarak “birçok cadılık suçlamasının fantezi ve yalandan ibaret olduğuna” bizzat şahitlik ettiğini tahmin etmek güç değil. Fakat Tanrı’dan el almış bir kral sıfatıyla tebaasının gözündeki kadirimutlaklığını pekiştirmeyi amaçlayan her siyasi egemen gibi o da teolojik menşeli doğaüstü bir anti-teze ihtiyaç duymuştur. Bu bakımdan, bir “olağanüstülük” söylemi olarak cadılığın tam da İngiltere’de siyasal egemenliğin güncel ekonomik-politik şartlar doğrultusunda hukuken yeniden tanımlandığı bu dönemde işletilmesi tesadüf değildir. Cadılık söylemi James’e, oluşturduğu siyasal düzenin kurucu çeperinde yer tutabilecek şeytani bir kaos figürü, siyasal iktidarını norm kılabilecek bir anomali, kuralın varlığını gerekçelendirebilecek bir istisna figürü sağlamıştır.

\r\n\r\n

Genelde Avrupa’da, özelde ise İngiltere’de cadı avları kapsamında mülksüz asi, şifacı ve ebelerin cadılara, halkın ortak doğa bilgisinin büyüye, duyumsal ve fiziksel olanın metafiziğe tercümesi yoluyla gerçekleşen bu egemen tersine çevirme, siyasi bütünün ve egemenliğin yeniden formülasyonu esnasında gerçekleşen bir diğer kritik tercüme ve temellükün tamamlayıcısı niteliğindedir: “teolojik nosyonların devletin [siyasi egemenliğin] tarifi için temellükü.” Shakespeare’de ve tarihte tiranların gözünü alarak trajik düşüşlerine yol açmış bu mistik öğretinin adı, Kantorowicz’in alimane eserine adını veren “kralın iki bedeni”dir. Buna göre, kral biri doğal (yani biyolojik ve ölümlü), diğeri politik (ölümsüz ve tanrısal) olan iki bedeni bölünemez şekilde tek bedende taşır. İşte bu politik beden bakımından “kral tebaasıyla, tebaası kralla bütünleşiktir; kral [siyasal gövdede] başı, tebaası ise organları oluşturur ve onları yönetme yetkisi tek başına krala aittir.” Ölümsüz addedilen politik beden bir doğal bedenden diğerine intikal eden daimi bir tür tanrısal ruh niteliğindedir ve bu haliyle siyasal egemenliğin Kiliseden devralınmış teolojik boyutunu ifade eder. Kral bu mistik bedenin taşıyıcısı olması bakımından Tanrı’nın dünyadaki temsilcisi ve mutlak egemenliğinin taşıyıcısıdır. İngiltere’de VIII. Henry’nin Roma Kilisesi’nden kopmasıyla başlayan süreçte hukuk aygıtının “hem feodal güçlere, hem de Kiliseye karşı siyasal birliği sağlamak” amacıyla düzenlemesine hizmet eden bu mistik egemenlik formülasyonu, evvelce Tanrı’nın temsilcisi olan Kilisenin başını çektiği dini toplumsal birlikten, tanrısallığın taşıyıcısı olarak Kralın temsil ettiği dünyevi siyasi birliğe geçişte kilit rol oynamıştır.

\r\n\r\n

Macbeth oyununda karşımıza çıkan, James’in de cadılık ve Şeytan söylemiyle lanetlediği kral katli, bu mistik beden öğretisinden ötürü, “sadece bir bireye ve topluma değil, evrenin asli düzenine yapılan şeytani bir saldırı” niteliğindedir. Shakespeare kralın Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi olduğu ve ona yapılacak her saldırının özünde Şeytan’ın tanrısal düzene yaptığı metafizik bir saldırısı olduğunu ima eden iki beden öğretisine birçok oyununda yer vermişse de, bu mistik öğretiyi “tamamen seküler bir iktidar politikası ve ideolojik manipülasyon analizine” tabi tutarak sınamıştır. Macbeth’te Duncan’ın katlinden sonra zıvanadan çıkan doğa güçlerinde bu öğretinin izlerine rastlarız.

\r\n\r\n

Oyunda egemenin mistik güçleri öğretisi bir de, “kralın dokunuşu” denen şifa pratiğine yapılan göndermede karşımıza çıkar: Tahtın meşru sahibi Malcolm’un yanına sığındığı İngiltere kralı Edward, kral (Duncan’ın) katliyle altüst olan, antik tragedyanın terimleriyle miasma’dan mustarip olan siyasal ve kozmik düzenin tanrısal şifacısı olarak tasvir edilir (bkz. 4.3.144-59). İngiltere’de 1034-1066 yıllarında hüküm süren ve Günah Çıkartan sıfatıyla anılan Kral Edward (İngilizcede king’s evil olarak bilinen ve tam karşılığı “kralın musibeti” olan) sıraca hastalığını dokunuşuyla iyileştiren ilk kral olarak bilinmektedir. Edward’dan sonra İngiltere’de hükümdarlar yüzyıllar boyu sayısız sıraca hastasına “kralın dokunuşu” denen bu mucizevi dokunuşla sözümona şifa dağıtmıştır. Bu pratiğin uygulayıcılarından biri olan James’in Macbeth’te İngiltere ve İskoçya’nın mistik şifacısı Edward’la kendisi arasında kurulan bu özdeşliği koltukları kabararak seyrettiğini hayal etmek zor değil. Tanrı’dan, İsa’dan ve cadı ilan edilerek öldürülen halk şifacılarından rol çalan krallar bu doğaüstü güçleriyle yalnız siyasal gövdeyi değil, tek tek kullarının gövdelerini de yönetmeye muktedir oldukları yanılsamasını çağlar boyunca paylaşmış, yaydıkları bu mistik mutlak iktidar yanılsaması sayesinde ayakta kalabilmiştir.

\r\n\r\n

James Macbeth’i seyrettiği sırada kendini Duncan’la, Banquo’yla, Edward’la, Macduff’la ve diğer “iyi”lerle özdeşleştirerek oyunu takdir ederken, acaba Macbeth’i de bir yerden gözü ısırmış mıdır? Shakespeare ve kumpanyasının canlarını kurtarmış olmasına bakılırsa, ısırmamıştır. Shakespeare’in makro ve mikro iktidara ilişkin en kıymetli içgörülerinden biri, doğaüstü güçlerle donanmış olduğunu vehmederek mutlak iktidar hezeyanına kapılan büyüklü küçüklü Macbeth’lerin başkalarını bu iktidar büyülerinin etkisi altına almaya debelenirken, o büyünün başlıca kurbanlarının kendileri oldukları gerçeğine hep kör kalmalarıdır. Zaten Shakespeare’in oyunlarında mutlak egemenler hep ölür; doğal bedenin kaçınılmaz doğal akıbeti budur. Öte yandan, politik beden egemen iktidar büyüsüyle çağlardır baki kılınıyorsa, büyü bozan kaçamaklı cadılar da bakidir, sahnede, şiirde, yazıda ve hayatta.

\r\n\r\n\"James’in\r\n
\r\n

James’in torunu II. Charles kutsal şifa merasimi esnasında bir sıraca hastasına dokunurken

\r\n\r\n
\r\n

KAYNAKÇA

\r\n
\r\n\r\n

\r\n1. Ons Yaşama Kültürü Dergisi'nin V. Sonbahar-Kış 2019 sayısında, Kapanmayan Portal: Shakespeare adlı köşede yayımlanmıştır.
\r\n\r\n2. Jan Kott, Çağdaşımız Shakespeare, çev. Teoman Güney, İstanbul: Mitos Boyut, 1999, s. 240.
\r\n\r\n3. Lewis Hyde aktarıyor: “Latince porta kapılar ve giriş yollarıyla (portal, “kapı saçağı” anlamında portik, “sütunlu giriş” anlamında portiko’da olduğu gibi) ilişkilendirilen bir sözcüktür. Romalılara göre, porta fenestella Talihin [Fortuna] girebileceği özel bir aralıktı. “Fırsat” anlamındaki İngilizce opportunity sözcüğünün Latincesi olan opportunus da içinden geçilmeye hazır bir aralığı yahut bir aralığın, bir kapının önünde duran şeyi belirtir. Sözcüğün Yunanca kökü poros gemilerin kullanımına açık bir geçiş yolunun yanı sıra, derinin içine doğru bir yol olan gözenek de [İng. pore] dâhil olmak üzere her tür geçiş yolunu belirtir. Sözcüğün çoğul hali olan poroi, sıvıların vücuttan içeri ve dışarı akmasını sağlayan her tür geçiş yolunu veya geçiti ifade eder. Bir gözenek [pore], portal, kapı eşiği, zamanda bir gedik, perdede bir aralık, dokumada bir boşluk, bunların hepsi kadim anlamıyla birer fırsattır. Bu dünyadaki her varlık kendi tabiatına uygun bir dizi fırsatı bulmak durumundadır.” Hilekârın Marifeti Bu Dünya, çev. Emine Ayhan, İstanbul: Alfa, 2019, s. 85.
\r\n\r\n4. Michael Hattaway, Elizabethan Popular Theatre: Plays in Performance, Londra: Routledge&Kegan Paul, 1982, s. 21.
\r\n\r\n5. Peter Brook, Shakespeare’i Anımsamak ve Unutmak, çev. Yeşim Harcanoğlu, İstanbul: Hayalbaz, 2010, s. 15.
\r\n\r\n6. Shakespeare’in 1590’lı yılların başında Anthony Munday, Henry Chettle, Thomas Heywood ve Thomas Dekker’la ortaklaşa yazıldığı düşünülen Sir Thomas More oyunu bu nedenle önce kısmen sansürlenmiş, sonradan yapılan düzeltmeler de yetkililer tarafından yeterli görülmeyince tümüyle yasaklanmıştır. Bu oyunun akıbeti konusunda bkz. Stephen Greenblatt, Will in the World: How Shakespeare Became Shakespeare, Londra: The Bodley Head, 2014, s. 262-5, 339.
\r\n\r\n7. Greenblatt, Tyrant: Shakespeare on Politics, New York: Norton&Co., 2019, s. 7.
\r\n\r\n 8. Bu arada, Shakespeare’in Hıristiyanlık döneminde geçmeyen başka oyunlarında da rastladığımız bu Meryem Ana referanslarının yine bir yasayla ilgili olduğunu belirtelim. 1606 tarihinde I. James tarafından onanan “Oyuncu İstismarlarını Kısıtlama Yasası”na göre, “oyun, interlüd, gösteri, mayıs şenliği ve nümayişlerde[…]Tanrı’nın, İsa Mesih’in, Kutsal Ruh’un, yani Teslis’in kutsal adının şakayla veya saygısızca anılması veya kullanılması” yasaktır (Akt. Marjorie Garber, Shakespeare After All, New York: Anchor Books, 2004, s. 661). Hal böyleyken, sahnede bu üçünün yerine Meryem Ana’nın adını anmak nispeten güvenlidir.
\r\n\r\n9. Yüzde doksan beşi şiir formunda yazılmış olan 2.084 satırlık Macbeth Shakespeare’in en kısa tragedyasıyken, Yanlışlıklar Komedyası ve Fırtına’dan sonraki en kısa üçüncü oyunudur.
\r\n\r\n10. Oyun matbu metin olarak ise ilk kez 1623 tarihli Birinci Folyo’da Julius Caesar ile Hamlet oyunları arasında Macbeth Tragedyası adıyla yayımlanmıştır.
\r\n\r\n11. Her ne kadar James kendisi için “Büyük Britanya ve İrlanda Kralı” sıfatını kullanmış (ki Büyük Britanya İmparatorluğu adlandırmasını kullanan ilk kişidir) ve parlamentoya İskoçya Kraliyetini İngiltere-İrlanda birleşik tahtıyla birleştirme önerisi sunmuş olsa da, bu resmi bir birleşmeden çok, taç ve hanedan düzeyinde bir birleşmedir ve İskoçya ile İngiltere krallıkları bu dönem yasal olarak birbirinden bağımsız iki egemen güç olarak tanımlanmaya devam etmiştir.
\r\n\r\n12. Shakespeare 1594’te Kraliçe Elizabeth’in emriyle saray nazırı Henry Carey’nin hamiliğinde kurulan Saray Nazırının Adamları kumpanyasının aynı zamanda hissedarıdır ve yazarlık kariyeri boyunca bu kumpanya için çalışmıştır. Kumpanya kuruluşundan 1599’a kadar The Theatre ve Curtain Theatre gibi çeşitli açık hava tiyatrolarında ve Blackfriars gibi kapalı sahnelerde oynadıktan sonra 21 Şubat 1599’da William Shakespeare ile oyuncu arkadaşları John Heminges, Thomas Pope, Augustine Philip ve Will Kempe ortaklığıyla inşa edilen The Globe açık hava sahnesinde oynamaya başlamıştır. Kumpanya Kralın Adamları adını aldıktan sonra Globe’un ve Blackfriars’ın yanı sıra, sarayda da gösterimler yapmıştır.
\r\n\r\n\r\n13. Mary Stuart’ın ölümüyle ilgili başka ayrıntılar için bkz. Greenblatt, Will in the World, s. 333.
\r\n\r\n14. Gerçek bir tarihsel figür olmayan Banquo’yu öyleymiş gibi sunan ilk kişi, Historiae Gentis Scotorum’un (Soylu İşkoçların Tarihi-1527) yazarı (Hector Boecius veya Boethius adıyla da bilinen) İskoç felsefeci ve tarihçi Hector Boece’dir. Erasmus’un da yakın arkadaşı olan Boece’in hamisi İskoç Kralı (ve I. James’in dedesi) V. James’e ithaf ettiği eserde Banquo adlı böyle sözde-tarihsel bir efsanevi figür yaratmasının ve onu Duncan’a sadık bir soylu olarak resmetmesinin nedeni, kralın meşruiyetini pekiştirecek bir hanedan sürekliliği izlenimi vermektir. Boece’nin anlatısından etkilenen Holinshed’in vakayinamesinde bu kişi Banquho imlasıyla, Macbeth oyunun Birinci Folyo baskısındaysa Banquoh imlasıyla geçmektedir.
\r\n\r\n15. Raphael Holinshed. Holinshed's Chronicles of England, Scotland, and Ireland, 5. Cilt, Londra: J. Johnson, 1808, s. 264-77.
\r\n\r\n16. Holinshed’e göre, İskoçya Kralı Macbeth (1040-57) doğum yeri Alba’dan ötürü Alba Kralı veya Kızıl Kral olarak da bilinir. Macbeth de Duncan gibi II. Malcolm’un torunuydu ve taht üzerindeki hak iddiası buradan geliyordu. Duncan 1040’ta Moray’e düzenlediği saldırıda Macbeth’in askerleri tarafından öldürülünce İskoçya tahtına Macbeth geçmiştir. Holinshed’e bakılırsa, Macbeth bir İskoçya kralı için uzun sayılabilecek saltanatının ilk dönemlerinde direnişle karşılaşmamış, fakat saltanatının başarılı geçen ilk on yılından sonra tiranlık eğilimleri göstermeye başlamıştır. Macbeth 1050’de gene kraliyet soyundan olan eşi Gurouch’la beraber Roma’ya hac yolculuğu düzenlemiş, ölümünden kısa süre önce tahtı bir yıldan az süreliğine üvey oğlu Lulach’a bırakmıştır. Lulach büyük ihtimalle, kendisinden sonra tahta geçen Malcolm tarafından öldürülmüştür. Macbeth ise, 1058’de Lumphanan’daki bir meydan muharebesinde ölmüştür.
\r\n\r\n18. Barut Komplosu’nun ünlü tekerlemesinin bir versiyonunu senaryosunu Wachowski’lerin yazdığı ünlü James Mcteigue filmi V for Vendetta (2005) filminden biliyoruz: “Remember, remember, the fifth of November,/The Gunpowder Treason and plot./ I know of no reason why the Gunpowder Treason/ Should ever be forgot” (5 Kasım Barut Komplosu ve ihanetini unutma, hatırla./Unutulması için hiç neden göremiyorum zira). Ardından yaratılan terör söylemi bakımından bugün 11 Eylül’le kıyaslanan komplo İngiltere’de halen her 5 Kasım’da Guy Fawkes Günü/Gecesi olarak kutlanmakta ve milliyetçi kutlamalarda Guy Fawkes kuklası yakılmaktadır.
\r\n\r\n19. Greenblatt, Will in the World, s. 338-9.
\r\n20. A.g.e., s. 337.
21. Lady Stardust, Burning Women: The European Witch Hunts, Enclosure and the Rise of Capitalism, Londra: copyleft pasttense, 2010, 2.Erişilebilir pdf: http://www.alphabetthreat.co.uk/pasttense/pdf/burningwomen.pdf
22. Silvia Federici, Caliban ve Cadı, çev. Öznür Karakaş, İstanbul: Otonom, 2012, s. 102-3. İngiltere’de Protestanlığın kabulünden sonra, halkı ibadet ve çalışma hayatından alıkoyarak heretikliğe yönelttiği gerekçesiyle Katolikliğin kabulüyle halihazırda Hıristiyanlaştırılmış birçok pagan bayramı ve ritüeli toptan yasaklanmıştır. Halk kültürüne yönelik bu saldırının altında yatan neden, halkı çalışma düzenine sokmak ve çıkabilecek isyanları engellemektir. Anglikan Kilisesi ibadetlerine katılımın zorunlu hale getirilmesi ve birahanelerin kapatılması da boş zamanın ve disiplinli işgücünün örgütlenmesine yönelik önemli düzenlemelerdir.
23. Greenblatt, Will in the World, s. 340-1.
24. Daemonologie, in forme of a dialogue diuided into three bookes written by the high and mightie Prince, James by the grace of God King of England, Scotland, France and Ireland.
25. Greenblatt, Will in the World, s. 345.
26. Ernst Kantorowicz, The King’s Two Bodies: A Study in Medieval Political Theology, Princeton: Princeton Uni. Press, 1997, s. 19.
27. Plowden’ın Raporlar’ından akt. A.g.e., s. 13.
28. Cemal Bâli Akal, İktidarın Üç Yüzü, Ankara: Dost, 2009, s. 52.
29. Greenblatt, “Macbeth,” The Norton Shakespeare 3E, 2. Cilt, haz. Greenblatt, Cohen, Gossett, Howard, Maus, McMullan, New York: Norton, 2016, s. 1006.
30. A.g.y.
31. Eski Yunancada “kirletmek” anlamındaki miainein fiilinden gelen miasma sözcüğü, havaya sinmiş bir kirlenmeyi, bir çürüme veya bulaşıcı hastalık kokusunu belirtir. Kral Oidipus’un salgınla mücadele eden Thebai’sinden, Hamlet’in “çürümüş” Danimarka’sına kadar, çoğu tragedyada farklı şekillerde karşımıza çıkan bu motif polis’e, yani şehre özgü, tek tek bireyleri etkisi altına alan toplumsal bir yozlaşmanın, tıbbi hastalık terimlerine tercümesidir.

Emine Ayhan'ın bu yazısı ONS dergisinin 05/2019 sayısında yayınlanmıştır.

Önerilen İçerikler
Macbeth'in Güncel Koordinatları-  Emine Ayhan
Shakespeare’in yaratımına yüzyılların gerisinden bakmak, şimdi göğün aynasında bize milyarlarca yıl öteden ışığını sunan çoktan sönmüş yıldızlara bakmaya benziyor...
02 Ocak 2021
1. Eskimoların Arasında - Levent Kazak Express
Sözlü sanat türlerinin peşine düşen Levent Kazak ilk bölümde Kanada’nın Nunavut bölgesinden sesleniyor.
05 Ocak 2021
Mobil Uygulamamız Yayında
"Yazmakla ilgili her şeyi ve atölyelerinizi takip edebileceğiniz, yazı gruplarımıza katılabileceğiniz mobil uygulamızı indirdiniz mi?"
16 Eylül 2021